Wimbledon merkez kortunun o nefes kesen sessizliğini yırtan kusursuz bir "tek el backhand" vuruşu...
Wimbledon merkez kortunun o nefes kesen sessizliğini yırtan kusursuz bir "tek el backhand" vuruşu düşünün. Raket topla o mükemmel açıda buluşuyor, top fileyi sıyırıp çizgiye iniyor ve binlerce kişilik tribün aynı anda ayağa kalkıyor. Ve o an, dünyadaki tüm kameralar ona, yani "Ekselanslarına" dönüyor. Roger Federer; sadece kortların değil, zarafetin, centilmenliğin ve dünyanın en prestijli markalarının o sarsılmaz yüzü. O kupayı havaya kaldırıp gülümsediğinde, aslında sadece bir spor zaferini değil, milyonlarca dolarlık bir auranın şifrelerini de izliyoruz hepimiz.
Peki hiç o kameraları biraz daha yakınlaştırıp, o efsanevi gülüşün altında yatan biyolojik matematiği, o mikroskobik mimariyi incelediniz mi? Modern çağda estetik dendiğinde herkesin aklına o birbirinin kopyası, adeta tuvalet fayansı gibi parlayan, dudakların arasından fırlayacakmış gibi duran o yapay "Hollywood" gülüşleri gelir. Cristiano Ronaldo'nun dişlerine baktığınızda o kusursuz (!) ama son derece sentetik müdahaleyi anında fark edersiniz. Oysa Roger Federer gülümsediğinde, karşınızda estetik bir operasyondan ziyade, genetiğin ve karakterin o muazzam uyumunu görürsünüz.
Bugün İzmir'in vizyoner estetik üssü Videntis olarak, diş hekimliği koltuğumuzun yönünü kortlara çeviriyoruz. İnsanı büyüleyen, güven veren ve markaları peşinden sürükleyen o karizmatik gülüşün, yani Roger Federer'in diş anatomisinin o çok özel şifrelerini çözüyoruz. Sadece düz beyaz dişlerin değil, "karakteristik kusurların" insanı nasıl eşsiz kıldığını, devrik cümlelerin o akıcı ritmiyle masaya yatırıyoruz.
Estetik diş hekimliğinde "Old Money" (köklü zenginlik) ve "Nouveau Riche" (yeni zengin) kavramlarını çok sık kullanırız anatomi dilinde. Yeni bir zenginlik elde eden kişi, bunu en bağırgan, en beyaz ve en iri dişlerle tüm dünyaya göstermek ister. Ancak Federer, tam bir "Old Money" estetiğinin yeryüzündeki canlı kanıtıdır.
Onun gülüş tasarımında gösterişe, o kör edici "Bleach" (ekstra beyaz) tonlarına yer yoktur. İncelediğimizde, dişlerinin renginin doğal bir fildişi tonunda (muhtemelen A1 veya B1 skalasında) olduğunu görürüz. Işığı adeta bir inci gibi emer ve yansıtır. Belki çok üst düzey, minesi hiç kesilmeden uygulanmış prepless veneer (yaprak porselen) dokunuşları vardır, belki de sadece kusursuz bir profesyonel beyazlatma (bleaching) ve minör kompozit restorasyonlar geçirmiştir. Ancak işin asıl sihri; o dişlerin "ben buradayım, bana on binlerce dolar harcandı" diye bağırmamasında gizlidir. O sessizdir, asildir ve sadece güldüğünde bütünlüğe hizmet eder.
Bir gülüşü tasarlarken, ortodontistlerin ve estetik diş hekimlerinin elinde bir cetvel, zihninde ise milimetrik oranlar vardır. Ancak o altın oranlara birebir, robotik bir şekilde sadık kalmak, çoğu zaman insanın ruhunu çalar. Gelin, Federer'in o eşsiz gülüşünü bölümlere ayıralım.
Gülüşünüzün karakterini, yüzünüzün tam ortasında duran o ön iki dişiniz (santral kesiciler) belirler. Federer'in santral kesicilerine dikkatli bakarsanız, yandaki dişlere (laterallere) göre belirgin şekilde daha uzun ve daha baskın olduklarını fark edersiniz. Diş hekimliğinde bu durum, "otorite, gençlik ve maskülenlik" algısının en temel kuralıdır. Ön iki dişin uzun olması kişiye atletik ve kararlı bir ifade katar. Eğer o iki dişi kısaltıp yandakilerle aynı boya getirirseniz, Federer anında yaşlanmış ve o yırtıcı sporcu kimliğinden uzaklaşmış, sıradan bir adama dönüşmüş olur.
Kusursuz simetri, doğanın değil, makinelerin işidir. Federer'in ön iki dişinin hemen yanındaki lateral dişleri incelendiğinde, tamamen dümdüz bir hizadan ziyade, çok hafif, kendi eksenleri etrafında doğal bir açılanmaya sahip olduklarını görürsünüz. Hatta sağ ve sol lateral dişi arasında mikroskobik bir asimetri vardır. İşte o ufak "kusur", o gülüşü robotik bir protez olmaktan çıkarıp, organik ve yaşayan bir doku haline getirir. İnsan beyni bu ufak asimetriyi "güvenilir ve samimi" olarak kodlar.
Geniş bir kahkaha attığınızda, dudak köşeleriniz ile en arkadaki dişleriniz arasında kalan o siyah, karanlık boşluklara "Bukkaly Koridor" deriz. Kötü yapılmış, vizyonsuz zirkonyum kaplamalarda hekimler bu boşlukları devasa beyaz dişlerle tamamen doldurur ve ortaya at dişi gibi duran, yüzü enlemesine şişiren bir görüntü çıkar. Federer'in gülüşünde ise bukkaly koridorlar muazzam bir dengededir. Ne çok karanlıktır ne de porselenlerle tamamen kapatılmıştır. Bu boşluklar, gülüşe inanılmaz bir perspektif, bir fotoğraf karesi gibi derinlik (3D etkisi) katar.
Sadece beyaz dişler yetmez; o beyazları çerçeveleyen pembe dokunun, yani diş etlerinin seviyesi de bir o kadar kritiktir gülüş tasarımında. Federer kortta çok büyük bir sayı alıp da o ikonik, ağzını kocaman açarak attığı zafer çığlıklarında diş etleri bir miktar görünür.
Buna diş hekimliğinde "Gummy Smile" (diş eti gülüşü) diyoruz. Çoğu hasta bundan nefret eder ve kliniğe "doktor bey gülerken etlerim görünüyor, bunları lazerle kesin" diye gelir. Ancak Federer'de bu diş eti görünümü, tolere edilebilir o ince sınırın (1-2 milimetre) tam üstündedir. Üstelik diş etleri o kadar sağlıklı bir mercan pembesi rengindedir ve iltihaptan o kadar uzaktır ki; bu durum ona kusur katmak yerine, inanılmaz bir gençlik, bir zindelik ve sportif bir enerji verir. Her Gummy Smile tedavi edilmek zorunda değildir; bazen o, yüzün o eşsiz enerjisinin ta kendisidir.
Bir dişin açısı, sadece ağzın içindeki pozisyonuyla değil, yüzün tüm hatlarıyla uyumlu olmak zorundadır. Ekselanslarının çene ucu (menton) ve alt çene köşeleri oldukça köşeli, maskülen ve belirgindir. Dişlerinin kesici kenarları da bu maskülen çene hattını taklit edercesine nispeten düz ve keskin formdadır. Eğer bir diş hekimi çıkıp da Federer'e oval, kenarları yuvarlatılmış (feminen) lamine veneerler yapsaydı, o keskin çene hattıyla dişler arasında devasa bir uyumsuzluk, bir kaos ortaya çıkardı. Gülüş tasarımı, işte bu yüzden ağzın içine değil, tüm yüze bakarak yapılan bir mimarlık işidir.
Televizyon ekranlarında izlediğiniz o pürüzsüz yıldızların sırrı, dişlerine en pahalı porselenleri taktırmalarında değil; diş hekimlerinin o kişilerin "karakterini" dişlerine nasıl yansıttıklarında gizlidir. Zaman; kliniğe elinizde bir ünlü fotoğrafıyla gidip "ben aynen bu dişlerden istiyorum" diyerek, kendi yüz anatominize zerre kadar uymayan o fabrikasyon dişlerle heba edilecek kadar değersiz değildir.
İzmir'in en vizyoner, en yenilikçi dijital diş hekimliği üssü olan Videntis'in o şık kapılarından içeri adım attığınızda, biz sizi bir "diş kesim fabrikası" mantığıyla karşılamayız. Bizim felsefemiz, tıpkı Roger Federer'in o milyon dolarlık gülüşünde olduğu gibi; "kusursuz doğallıktır".
Siz o yüksek teknolojiyle donatılmış, ferah VIP koltuğumuza oturduğunuzda; uzman estetik hekimlerimiz yüzünüzün o altın oranlarını, dudak hareketlerinizi, ten renginizi ve hatta mimiklerinizdeki o karakteristik asimetrileri devasa dijital içi tarayıcılarla saniyeler içinde kopyalar. Amacımız, sizi bir başkasına benzetmek veya o yapay "Nouveau Riche" (yeni zengin) beyazlığına boğmak asla değildir.
Bizim Videntis'teki yegane hedefimiz; sizin o kendi orijinal auranızı, ufak tefek karakteristik dokunuşlarınızı koruyarak; dünyanın en ileri E-max lamine veneerleri veya zirkonyum mimarileriyle size o "Old Money" asaletini, o doğal ve sarsılmaz estetiği sunmaktır. Çene kemiğinizin o milimetrik matematiği, Videntis hekimlerinin o sanatkarane vizyonuyla birleşir. Siz sadece o koltuğa huzurla yaslanın. Ve İzmir'in o eşsiz rüzgarıyla sokağa adım attığınızda; hiçbir yapaylığın ardına saklanmadan, tıpkı Merkez Kortta bir grand slam şampiyonluğu kutlarcasına; özgürce, asaletle ve o bembeyaz, sarsılmaz özgüveninizle tüm dünyaya gülümsemenin tadını bir ömür boyu çıkarın. Çünkü en büyük şampiyonluk, aynadaki o doğal, o eşsiz yansımanızla kurduğunuz o sarsılmaz barıştır.
Yalı Mahallesi Caher Dudayev Bulvarı. No: 95/C Karşıyaka İZMİR
info@videntis.com.tr
+90 232 337 11 00
+90 505 337 11 00