Zordur o acıya dayanmak gecenin bir yarısı. Ağrı kesicilerin kutusu bitmiş, yanağınıza...
Zordur o acıya dayanmak gecenin bir yarısı. Ağrı kesicilerin kutusu bitmiş, yanağınıza koyduğunuz buzlar erimiş, o bitmek bilmeyen zonklama beyninizin ta içini kemirmeye başlamıştır artık. Aynanın karşısına geçersiniz. Gözleriniz kan çanağına dönmüştür uykusuzluktan. Ağzınızı açıp o ağrıyan, belki de hafifçe sallanan dişe bakarsınız. İşte tam o çaresizlik anında, insan zihninin en ilkel, en tehlikeli fısıltısı yankılanır kulaklarınızda: "Şunu şuradan bir tutsam, bir asılsam da kurtulsam şu azaptan. Ne kadar zor olabilir ki kendi dişimi çekmek?"
Gözünüz banyodaki dolaba, belki de alet çantasındaki o paslı penseye kayar. "Eskiler kapı koluna ip bağlayıp çekerlermiş, bana ne olacak ki?" diye teselli edersiniz kendinizi.
Durun. O eli o penseden yavaşça çekin.
Videntis kliniğinin o güvenli sınırları içine, gece yarısı yaptığı bu "operasyonun" kanlı ve geri dönülmez sonuçlarıyla acil olarak gelen o kadar çok hasta gördük ki. Kendi dişinizi çekmek, sadece bir "cesaret" işi değildir; vücudunuzun en karmaşık anatomik bölgelerinden birine, gözü kapalı bir şekilde el bombası atmaktır. Bugün, internetin o absürt ve tehlikeli "Evde diş nasıl çekilir?" videolarını paramparça ediyoruz. Bir dişi çene kemiğinden zorla koparıp almanın saniyeler içinde nasıl bir tıbbi felakete dönüştüğünü, o "basit" sandığınız eylemin sizi nasıl acil servislerin ameliyathanelerine sürükleyebileceğini tüm çıplaklığıyla, bilimsel gerçeklerle anlatacağız.
Hazırsanız, insan anatomisinin o acımasız kurallarıyla yüzleşmeye başlıyoruz.
Hepimizin çocukluğunda vardır o meşhur hikaye. Süt dişi sallanır, dedemiz dişe bir iplik bağlar, ipin diğer ucunu kapı koluna sabitler ve kapıyı aniden çarpar. Diş uçar gider, geriye ufak bir kanama ve gülümseyen bir çocuk kalır. İşte bizi en çok zehirleyen, o korkunç yanılgıya düşüren şey tam olarak bu masum çocukluk anısıdır.
Bunu kafamıza çok iyi kazımamız gerekiyor: Yetişkin bir insanın ağzındaki kalıcı diş, sallanan bir süt dişiyle aynı biyolojik kurallara tabi değildir. Süt dişlerinin kökleri, alttan gelen kalıcı dişin baskısıyla yıllar içinde yavaş yavaş erir. O diş sallanmaya başladığında, aslında kemiğin içinde onu tutan hiçbir kök kalmamıştır. Sadece minicik, incecik bir diş eti parçasına tutunuyordur. Kapı kolu sadece o ufak eti koparır.
Ama yetişkin (kalıcı) dişiniz... O iş hiç öyle değildir. Sizin o aynada gördüğünüz beyaz kısım (kuron), buzdağının sadece görünen yüzüdür. O dişin altında, çene kemiğinizin ta derinliklerine kadar uzanan, bazen bir, bazen iki, arka azılarda ise üç veya dört tane devasa kök vardır. Üstelik bu kökler kemiğin içine dümdüz bir çivi gibi girmemiştir. Kancalar çizer, eğrilir, bükülür ve etrafındaki kemiğe "Periodontal Ligament" dediğimiz binlerce mikroskobik, çelik halat gibi sağlam liflerle sımsıkı bağlanmıştır.
Siz o dişi bir penseyle tutup çektiğinizde, bir çiviyi tahtadan sökmüyorsunuz. Siz, etrafındaki kemiği, sinirleri ve damarları parçalayarak, vücudunuzdan canlı bir organı zorla koparıp almaya çalışıyorsunuz.
Klinikte biz hekimler bir dişi çekerken, kaba kuvvet kullanmayız. Sizin "çekmek" dediğiniz o eylem, bizim için bir fizik ve mühendislik denklemidir. Siz evde o denklemi çözemezsiniz. Neden mi? Gelin anatomik felaket senaryolarına bakalım.
Evde kendi dişine asılan birinin yaşayacağı ilk ve en kesin felaket budur. Dişin üst kısmı (kuronu) zaten çürükten dolayı zayıflamıştır. Siz penseyle tutup kan ter içinde asıldığınızda, o çürük üst kısım büyük bir çatırtıyla kırılır ve elinizde kalır. "Tamam, koptu gitti" dersiniz ama asıl kabus yeni başlıyordur. Dişin o devasa, enfeksiyonlu kökleri çene kemiğinin içinde, etin altında gömülü kalmıştır.
O içeride kalan kök parçalarını sizin evdeki aletlerle çıkarma şansınız sıfırdır. O kökler orada günlerce iltihap üretir, apse yapar. Yüzünüz balon gibi şişer. Klinikte o kırık kökleri çıkarmak için bizim diş etini kesmemiz, kemiği özel frezlerle oymamız (cerrahi çekim yapmamız) gerekir. Basit bir çekimle kurtulabileceğiniz bir diş, sizin o yanlış müdahaleniz yüzünden çok ciddi bir çene cerrahisi operasyonuna dönüşür.
Eğer çekmeye çalıştığınız diş üst çenedeki arka azı dişlerinden biriyse, çok daha korkunç bir risk altındasınız demektir. Üst arka dişlerimizin kökleri, burnumuzun iki yanındaki "Maksiller Sinüs" dediğimiz boşlukların tam tabanına komşudur. Hatta bazı insanlarda bu kökler sinüs boşluğunun ta içine kadar girer.
Biz röntgen çekmeden o dişe asla dokunmayız. Eğer siz evde, o köklerin nereye uzandığını bilmeden o dişe körlemesine asılırsanız ve kök sinüs zarına yapışıksa... Dişle birlikte sinüs zarını da yırtıp aşağı indirirsiniz. Bunun sonucu nedir biliyor musunuz? Ağzınızla burnunuz arasında devasa bir delik açılır. İçeceğiniz bir yudum su, yediğiniz çorba direkt olarak burnunuzdan akmaya başlar. O deliği kapatmak için haftalarca sürecek ameliyatlara girmek zorunda kalırsınız.
Gelelim alt çeneye. Alt azı dişlerinizin (özellikle yirmi yaş dişlerinizin) köklerinin tam altından, alt dudağınıza, çenenize ve dilinize hissiyat veren devasa bir sinir ağı (Mandibular Sinir) geçer. O dişi yanlış bir açıyla, kontrolsüzce kanırttığınızda, kök ucu o siniri ezer veya tamamen koparır. O saniye dudağınızın ve çenenizin yarısı tamamen uyuşur. Ve işin en acı tarafı; bu uyuşukluk geçici bir anestezi uyuşukluğu değildir. Sinir koptuğu için hayatınızın geri kalanında (belki aylar, belki yıllar boyunca) alt dudağınızı hissetmeyebilirsiniz. Çorba içerken dudaklarınızdan döküldüğünü fark etmezsiniz bile. Değer mi bu riske girmeye?
Anatomik riskleri geçtik diyelim. Diyelim ki dişi bir şekilde tek parça halinde söktünüz aldınız. Vücudun vereceği o sert biyolojik tepkilere hazır mısınız?
Diş çekimi, kemiğin içinde açık bir yara oluşturur. Biz klinikte çekim yaptıktan sonra, o yaranın içine özel kanama durdurucu süngerler koyar, gerekirse dikiş atar, size o bölgeye baskı yapmanız için steril tamponlar veririz. Evde o dişi kopardığınızda fışkıran kanı nasıl durduracaksınız? Peçete mi basacaksınız o enfekte yaranın üzerine? Eğer kanın pıhtılaşmasını engelleyen bir ilaç kullanıyorsanız, o banyo lavabosunun içi saniyeler içinde bir korku filmine döner. Kan kaybından hastanelik olan vakalar, tıp literatüründe hiç de azımsanacak sayılarda değildir.
Evdeki alet çantanızdan aldığınız o penseyi kaynar suda yıkamak, üzerine kolonya dökmek onu "steril" yapmaz. Siz o steril olmayan aleti ağzınızın içine, kanayan açık bir kemik yarasının üzerine soktuğunuzda, dış dünyadaki tüm tehlikeli bakterileri direkt olarak kendi kan dolaşımınıza enjekte etmiş olursunuz. Çene kemiği iltihabı (Osteomiyelit) başladığında, antibiyotikler bile o ateşi ve o dayanılmaz sızıyı durdurmakta çaresiz kalır. Kendi ellerinizle vücudunuza sepsis (kan zehirlenmesi) riski aşılıyorsunuz demektir bu.
Evde kendi kendine diş çekmeye çalışan hastaların ?'i, o dişi kavrayamadıkları için yandaki sağlam dişlerden destek almaya, aleti o masum dişlerin üzerine dayayarak kanırtmaya çalışır. (Biz buna kaldıraç etkisi deriz). Çürük dişi çıkaracağım derken, yandaki sapasağlam dişin minesi çatlatılır, kökü yerinden sarsılır. Bir bakmışsınız ki, çekmek istediğiniz diş yarım yamalak içeride dururken, yandaki sapasağlam dişiniz elinize gelmiş. Bu, bir hekimin klinikte görebileceği en trajik tablolardan biridir.
Diş çekildikten sonra, o kemik boşluğunun içinde sağlıklı bir kan pıhtısı oluşması hayati önem taşır. Bu pıhtı, altındaki açık kemiği ve sinirleri dış dünyadan koruyan doğal bir yara bandıdır. Evde yapılan o travmatik ve kontrolsüz çekimlerde, kemik o kadar hırpalanır ki, o pıhtı asla oluşmaz. Veya oluşsa bile kaba kuvvetten dolayı yerinden kopar. Açığa çıkan o çıplak çene kemiğine hava veya tükürük değdiği an, "Alveolit" dediğimiz o tarifsiz acı başlar. Diş ağrısından çok daha beter, kulağınıza ve şakağınıza vuran, günlerce uykusuz bırakan bir nöbettir bu.
Bunca tehlikeyi anlattıktan sonra, kafanızda şu sorunun belirmesi çok normal: "İyi de hocam, siz klinikte bu dişleri nasıl bu kadar rahat, acısız ve sorunsuz çekiyorsunuz?"
Çünkü biz Videntis'te "kaba kuvvet" kullanmayız. Bizim uyguladığımız şey, ince hesaplanmış bir fiziksel sanattır. O koltuğa oturduğunuzda, önce röntgeninizi çeker, dişinizin köklerinin kaç tane olduğunu, hangi yöne kıvrıldığını, sinüs boşluğuna veya sinirlere olan milimetrik mesafesini haritalandırırız.
Dişi uyuşturduktan sonra, hemen penseye sarılmayız. "Elevatör" dediğimiz özel aletlerle, dişin etrafındaki o çelik halat gibi lifleri (periodontal ligamentleri) nazikçe esnetir, yavaş yavaş koparırız. Dişi kemiğin içinde mikroskobik hareketlerle "yüzdürürüz". Kökler kemikten tamamen bağımsız hale gelip gevşediğinde, davye (bizim kullandığımız o özel penseler) ile dişi tutar ve hiçbir zorlama yapmadan, adeta tereyağından kıl çeker gibi yuvasından alırız.
Siz çoğu zaman o anı hissetmezsiniz bile. "Hocam ne zaman çekeceksiniz?" diye sorduğunuzda, biz dişi çoktan pamuğun üzerine koymuş oluruz. Kemiğiniz kırılmaz, etraf dokularınız parçalanmaz. O yüzden ertesi gün şişlik yaşamazsınız, acı çekmezsiniz.
Dahası; o dişi çekerken etrafındaki çene kemiğine bir kuyumcu hassasiyetiyle davranırız. Çünkü biliriz ki, o boşluğa yarın öbür gün bir İmplant yerleştirmemiz gerekecektir. Eğer kemiği hoyratça parçalarsak, implantın tutunacağı bir temel kalmaz.
Gece yarısı o diş ağrısı beyninizi tırmalarken, gözünüz alet çantasına kaydığında bu yazıyı hatırlayın. Kendi dişinizi çekmek, bir sorunu çözmek değil; o sorunu yüz kat büyüterek tüm çenenizi ve genel sağlığınızı tehlikeye atmaktır.
Bir dişin ağrıması, onun mutlaka çekilmesi gerektiği anlamına da gelmez. Belki de modern bir kanal tedavisiyle hayat boyu sizinle kalacak o masum dişi, evde kendi ellerinizle idama mahkum ediyor olabilirsiniz.
Ağrıyı kendi kendinize dindirmeye çalışıp biyolojik bir felakete imza atmak yerine, doğru zamanda, doğru hekime güvenin. İzmir'in en donanımlı kliniklerinden biri olan Videntis'te, o dişi kurtarmak (veya gerçekten gerekiyorsa en sıfır hasarla, profesyonelce uzaklaştırmak) için buradayız. Bırakın o paslı penseler alet çantasında, o çivilerle ve tahtalarla baş başa kalsın. Kendi bedeninize karşı bu kadar acımasız olmayın. Sizin sağlığınız, bir "kendin yap" projesi olamayacak kadar değerlidir.
Yalı Mahallesi Caher Dudayev Bulvarı. No: 95/C Karşıyaka İZMİR
info@videntis.com.tr
+90 232 337 11 00
+90 505 337 11 00